Devlet Nimetlerinden Haksız Beslenmek
Ali İhsan Ersöz

Devlet Nimetlerinden Haksız Beslenmek

Bu içerik 200 kez okundu.
Reklam

Kul haklarına tecavüzün bir diğer çeşidi de, âmmenin ortak hakkı olan devlet mallarını haksız bir şekilde gasbetmek ve uygunsuz olarak kullanmaktır. Özellikle kamuyu ilgilendiren yerlerde çalışan kişilerin, bu bakımdan çok duyarlı olmaları gerekmektedir. Allâh Resûlü (sav), bu konuda da ümmetine son derece ciddi uyarılarda bulunmuştur. Bu uyarılardan birini ihtivâ eden hâdise şöyledir:

Resûlullâh (sav) Ezd kabilesine mensup İbn-i Lütbiye denilen bir adamı zekât toplamak üzere görevlendirmişti. Bu zât, vazifesini yapıp Resûlullâh’ın huzûruna gelince:

– Şu mallar sizin, bunlar da bana hediye edilenler, dedi. Bunun üzerine Efendimiz minbere çıktı ve Allâh’a hamd ü senâdan sonra şöyle buyurdu:

“Allâh Teâlâ’nın benim idâreme verdiği işlerden birine, sizlerden birini tayin ediyorum, sonra da o kişi dönüp geliyor ve bana; «Şunlar size ait olanlar; bunlar da bana hediye edilenler.» diyor. Eğer o kişi sözünde doğru ise, babasının veya anasının evinde otursaydı da kendisine hediyesi gelseydi ya! Allâh’a yemin ederim ki, sizden biriniz haksız olarak bir şey alırsa, kıyamet gününde o aldığı şeyi yüklenmiş vaziyette Allâh’ın huzûruna çıkar. Bu, böğüren bir deve veya bağıran bir inek yahut da meleyen bir koyun olabilir.”

Sonra Resûlullâh, ellerini iyice yukarıya kaldırıp:

“Allâhım! Tebliğ ettim mi?” buyurdu. (Müslim, İmâre, 26; Buhârî, Zekât, 3)

Burada devlet hizmetinde bulunanların zekât-hediye ayrımını doğru yapmaları gerektiği, devlet görevlilerinin hediye olarak aldıkları şeyin aslında kendi hakları olmadığı vurgulanmaktadır. Dolayısıyla bu görevler yapılırken, son derece dikkatli ve dürüst olmak gereklidir. Bunlar, âmmeye ait mallar olduğu için, en küçük bir haksızlık bile büyük günâhtır. 

"Resulullah, hükümde rüşvet alan ve rüşvet veren ve aracılık eden kimseyi lanetlemiştir." (Tirmizi, Ahkam 9, (1336)) Bir başka hadise göreyse rüşvet alan hırsızlık yapmış demektir. Muaz İbnu Cebel şöyle anlatıyor: "Resulullah (sav) beni Yemen'e göndermişti. (Hareket edip) yürüdüğüm zaman arkamdan birini göndererek geri çağırdı. (Yanına varınca): "Sana niye adam gönderip (geri çağırdığımı) biliyor musun?" buyurdular ve ilave ettiler: "Benim iznim olmadan hiçbir şey almayacaksın. Zira bu gulüldür (hırsızlık). Kim gulül yaparsa, aldığı şeyle kıyamet günü (Allah'ın huzuruna gelir). İşte bu (hususu tenbih etmek için) seni çağırdım, artık işine gidebilirsin." (Tirmizi, Ahkam 8, (1335))

Rasûlullah (sav) buyurdular:

“Bir kısım insanlar Allâh’ın mülkünden haksız bir sûrette mal elde etmeye girişirler. Hâlbuki bu, kıyamet günü onlara bir ateştir, başka bir şey değil.” (Buhârî, Humus, 7)

Cenâb-ı Hak buyuruyor:

“Bir peygambere, emanete hıyanet yaraşmaz. Kim emanete (devlet malına) hıyanet ederse, kıyamet günü, hainlik ettiği şeyin günahı boynuna asılı olarak gelir. Sonra herkese –asla haksızlığa uğratılmaksızın- kazandığı tastamam verilir.” (Âl-i İmrân, 161)

"Devletin malı deniz, yemeyen..." anlayışı insanların haklarını ihlal eden çok çarpık bir düşüncedir ki ilgili herkesin helalliği alınmadan bu yolla tevessül edilmiş bir hak ihlalinden kurtulmak mümkün değildir.

"Ben yapmasam başkaları aynı şeyi yapacak" mantığı da bu şekilde bir davranışın gerekçesi olamaz. Allah'a hesap vereceği endişesini her an içinde taşıyan insan, başkaları gibi değil, olması gerektiği şekilde olmalı ve kul hakkını yemeye götüren davranışlardan katiyen uzak durmalıdır.

Kamuya açık ihalelerde de aynı durum söz konusudur. "İhaleye fesat karıştırmak" suçu aslında kul hakkı ihlalini içeren büyük bir cürümdür.

Şahsî menfaat sağlamak için insanları aldatmak, ihalenin ilgili olduğu işi daha verimli ve dürüstçe yapacak insanlara engel olmak gibi pek çok hususu da içeren böyle bir davranışın insanların hukukunu ilgilendiren ne büyük tehlike içerdiği her türlü izahtan uzaktır.

Çalıştığı kamu kuruluşunda kamu mallarını şahsî işlerinde kullanmamak da kul hakları açısından önem arz etmektedir.

Mesela insanın çalıştığı devlet veya bir özel şirkette şahsî işlerinde kullandığı bir tek sayfa, bir satır yazı, bir sayfa fotokopi gibi bazılarınca çok basit gibi görünen küçük durumlara bile dikkat etmek gerçekten sağlam bir iman gerektiriyor. .

Çalıştığımız müessesede, oranın sahibinin ya da yetkilisinin izni olmadan şahsî işlerimiz için kullandığımız kamu malında bile yeri zamanı geldiğinde hesaba çekileceğiz.

Şahsî çıkarlar uğruna kamunun haklarını ihlal etmek, kamu malını zimmetine geçirmek, kaçak elektrik ve su kullanmak, vergi kaçırmak, görevi kötüye kullanmak, kamu hizmeti verirken insanlar arasında ayırım yapmak, adam kayırmak, adaleti gözetmemek, ammeye ait alanları işgal etmek gibi her türlü olumsuz tavır ve davranışlar gerçek bir müminin asla yapmaması gereken hak ihlalleridir.

Şunu da unutmamak gerekir, devlet işlerinde mesaisinden bir saniye çalan insan seksen milyon ile hesaplaşmak durumundadır.

Hepimizin bildiği gibi kul hakkının bağışlanması, hak sahibi olan kimsenin rızasının ve helalliğinin alınmasına bağlıdır.

Müslüman haram lokmaya tenezzül etmemelidir. Çünkü insan açlığa dayanabilir ama cehennem azabına asla dayanamaz. Kulun boğazından geçen rızık haramsa, ihlâsı gider, vücut iklimi ve ameli bozulur. Dünyası ve ukbası mahvolur rüsva olur.

Devlet nimetlerinden HAKSIZ YERE menfaatlenenlerin kursakları kurusun...

Selam ve dua

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Aksaray 1 ton hafifledi!
Aksaray 1 ton hafifledi!
Mevlana Kupası Başlıyor
Mevlana Kupası Başlıyor